Altyapı Sorunları Tarımı Olumsuz Etkiliyor

Havaların dengesi şaştı, kabul ediyoruz. Bir gün tişörtle gezerken ertesi gün kombiyi sonuna kadar açıyoruz. Küresel ısınma, iklim değişikliği, jet akımları derken mevsimlerin ritmi bozuldu. Ancak tarladaki çiftçi için bu durum, sadece “bugün ne giysem” meselesi değil, “bu yıl hasat alabilecek miyim?” korkusuna dönüşmüş durumda. Son günlerde önüme düşen haberler ve raporlar, tarımın iki uçlu bir bıçak üzerinde yürüdüğünü gösteriyor: Bir yanda ürünleri yakan “zirai don”, diğer yanda tarlaları göle çeviren “sel”.

Fakat meseleye sadece “doğanın cilvesi” deyip geçmek, sorumluluğu tamamen bulutlara yüklemek biraz kolaycılık olmuyor mu? Hele ki birçok gelişmiş ülkede bulut tohumlama yapılırken?

Bahar Ayazında Donan Umutlar ve Teknoloji Sınavı

Haberleri okuyoruz; Trakya’da kanolalar, İç Anadolu’da meyve ağaçları risk altında. Kışın ılık geçmesi bitkileri “yalancı bahar” ile erkenden uyandırıyor, ardından gelen ani soğuk hava dalgası ise tam bir felaket senaryosu. Özellikle çiçeklenme dönemindeki zirai don, telafisi olmayan ürün kayıpları demek. Boğaziçi Üniversitesi’nden uzmanlar, bu ekstrem hava olaylarının artık “yeni normal” olduğunu söylüyor.

Peki, çiftçi bu durumda çaresiz mi? Akademik çalışmalar “hayır” diyor. Karaman’da elma bahçelerinde yapılan bir araştırma, kadercilik ile bilim arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koyuyor. Don olayına karşı hiçbir önlem alınmayan bahçelerde çiçeklerin %95’i ölürken, zirai don pervanesi (rüzgar makinesi) ve mini spring sulama sistemleri kullanılan bahçelerde bu oran %30’lara kadar düşebiliyor. Yani teknoloji, kaybı üçte bire indirebiliyor.

Buradaki bir diğer kritik nokta ise “bölgeye uygun çeşit” seçimi. Aynı don olayında ‘Starkrimson’ cinsi elma %91 oranında zarar görürken, ‘Granny Smith’ cinsi elmada zarar %54 seviyesinde kalıyor. Demek ki, sadece havaya bakıp dua etmek yetmiyor; hangi toprağa ne ektiğimiz ve onu nasıl koruduğumuz, en az hava durumu kadar belirleyici. Tarım politikalarının, “dededen kalma” yöntemlerden ziyade, mikroklima verilerine dayalı modern bir altyapıya evrilmesi şart.

Betona Teslim Olan Toprak ve Selin Faturası

Zirai don tehlikesini atlatan çiftçiyi bu kez de sel vuruyor. Mersin’de, Manisa’da ve İzmir’de gördüğümüz manzaralar içler acısı. Dere yatakları taşıyor, tarım arazileri sular altında kalıyor, ağaçlara sıkışmış araçlar felaketin boyutunu gösteriyor. Üstelik bu su baskınları sadece ürünü çürütmekle kalmıyor, tüketiciye de markette fiyat artışı ve gıda krizi olarak geri dönüyor.

Şehirlerimizi ve tarım alanlarımızı planlarken suyu yönetmeyi değil, suyu uzaklaştırmayı hedefleyen gri altyapıya (beton borular, kanallar) çok güvendik. Oysa bilim, Sürdürülebilir Kentsel Drenaj Sistemleri’ni (SKDS) işaret ediyor. Akademik literatürde “yağmur hendekleri” olarak geçen basit ama dahiyane bir çözüm var. Beton kanallar yerine, bitkilendirilmiş, yamuk kesitli doğal hendekler kullanıldığında, suyun akış hızı yavaşlıyor, su yer altına sızarak hem kirlilikten arınıyor hem de yeraltı su rezervlerini dolduruyor.

Biz her yeri asfalt ve betonla kaplayıp toprağın nefes almasını engellediğimiz sürece, en ufak bir sağanak yağışın sele dönüşmesi kaçınılmaz. Oysa bu yağmur hendekleri, hem taşkın riskini azaltıyor hem de kurak dönemler için toprağı besliyor. Doğayla savaşan değil, onunla işbirliği yapan bir drenaj altyapısı, tarım arazilerini göle dönmekten kurtarabilir.

Suyun Matematiği: Enerji ve Sulama Dengesi

Tüm bu karmaşanın ortasında, Türkiye’de su yönetimi de ayrı bir muamma. Bir yanda sel olup akan suyu tutamıyoruz, diğer yanda kuraklık kapıda. Munzur Havzası üzerine yapılan bir çalışma, suyun sadece tarlaya salınmakla yönetilemeyeceğini, bunun bir matematiği olduğunu gösteriyor. Barajlarda enerji üretimi ile tarımsal sulama arasında hassas bir denge var. Suyu optimize ederek kullandığımızda, toplam fayda maksimize edilebiliyor.

Dolayısıyla, tarımdaki krizlerin sebebi sadece atmosferdeki gazlar veya kutuplardaki erimeler değil. Asıl sorun, yeryüzündeki tercihlerimiz. Zira don riskine karşı rüzgar pervanesi altyapısını kuramamak, sel riskine karşı dere yataklarını betonlaştırmak ve suyu bilimsel bir veri olarak değil, sonsuz bir kaynak olarak görmek bizi bu noktaya getirdi.

Çiftçinin “ürünüm dondu” ya da “tarlamı sel bastı” feryadını sadece bir haber başlığı olarak görmekten vazgeçip, altyapıyı bilimin ışığında yenilemezsek, marketteki etiketlere bakıp şaşırmaya devam ederiz. Çözüm gökyüzünde değil, bastığımız toprağın altındaki planlamada yatıyor.

Hüseyin Mert Acar

Gazeteci, Tarım Yazarı, Dijital Pazarlama ve SEO uzmanı olarak dünyadan ve yerelden; tarımsal üretim ve ziraat uygulamaları hakkında gündeme dair içerikler üretiyorum.
Abone
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle