Adana’da Baraj Kapakları Açıldı, Çiftçi Mağdur Oldu

Türkiye’de sıkça yaşanan “şiddetli kuraklık ardından gelen aşırı yağış” döngüsü, su yönetiminde en büyük zorluklardan biridir. Barajların taşıma kapasitesi dolduğunda, bentlerin yıkılmasını ve sel felaketlerini önlemek için DSİ’nin kapakları açması mühendislik açısından bir zorunluluktur. Ancak bu durumda barajlardaki fazla suyun tahliyesi doğru zamanda, planlı şekilde yapıldığında mağduriyete neden olmaz. Peki, Adana’da ne oldu?

Etkili olan yağışların ardından Çatalan ve Seyhan barajlarında doluluk oranı hızla yükseldi. Taşkın riskine karşı kapakların açılmasıyla Seyhan Nehri’nin debisi arttı, çevredeki yüzlerce dönüm tarım arazisi sular altında kaldı. Kot farkından dolayı narenciye bahçeleri bu taşkının merkez üssü olurken, bölgedeki hayvan yetiştiricileri de nasibini aldı.

Çatalan- Seyhan Barajı su tahliyesi insta post

Sosyal medyada “doğanın gücü”, “harika bir manzara” notlarıyla paylaşılan o coşkulu su videolarının arkasında, ekrandan görünmeyen sarsıcı bir gerçek var: Ciddi şekilde yara alan tarımsal üretim. Ekranda büyüleyici duran o sular, sahada çiftçinin bir yıllık emeğini yutuyor. Adana’nın bereketli toprakları bu kez kuraklıkla değil, fazla bereketle (!) sınanıyor.

Elbette suyun gücünü dizginlemek zor. Kar erimeleri ve bitmeyen yağmurlarla o devasa kütleyi tutmak mümkün değil ve DSİ’nin taşkın önleme hamlesi kitabına uygun. Fakat asıl mesele, suyu yönetirken zamanı yönetip yönetemediğimizde düğümleniyor. Tam bu noktada, Evrensel.net’te Volkan Pekal’ın “Adana’da Baraj Kapakları Açıldı, Narenciye Bahçeleri Göle Döndü” adlı haberine baktığımızda durumun vehameti çok daha net anlaşılıyor. Bölgedeki çiftçilere son 24 saatte “Malınızı çıkarın, bölgeyi boşaltın” denilmiş. Traktörü garajdan çıkarırsınız, su motorunu sökersiniz, arı kovanlarını kamyonete yüklersiniz, eyvallah… Peki ya toprağa sımsıkı tutunmuş, yılların emeğiyle büyümüş narenciye ağaçlarını ne yapacağız? Köklerinden söküp sırtımıza alarak güvenli bir tepeye taşıma teknolojisi henüz Adana ovalarına ulaşmadı maalesef. Haberde görüşlerine yer verilen çiftçi Nizamettin amcanın “Ağaç kökünden sökülecek hali yok” isyanı, masa başında alınan acil kararların sahadaki çaresizliğini özetliyor. Su azar azar, planlı bir takvimle bırakılsaydı manzara bu kadar ağır olur muydu, sorusu havada asılı kalıyor.

Adana'da mandalina bahçesi sular altında kaldı

İşin bir de cüzdan yakan, yürek burkan ekonomik boyutu var. Tarlasına giremeyen üretici, “meyve ağaçta duruyor ama gitti sayılır” diyor. Sular çekilse bile geride nefessiz kalmış çürük kökler bırakacak. O ağacın kendini toparlaması için en az bir yıl ve bolca gübre lazım. Mazotun, gübrenin ve işçiliğin halay çekerek yükseldiği bir dönemde, çiftçiden cebinde olmayan parayla bir mucize yaratması bekleniyor.

Adana'da narenciye bahçesi taşkından etkilendi

Ve meşhur bürokratik ironimiz: ‘Dere Yatağı’ statüsü. Yıllardır o topraklarda binbir emekle üretim yapılıyor, devlete tıkır tıkır vergi ödeniyor. Göz ardı edilen altyapı sorunları tarımı zaten doğrudan ve olumsuz etkilerken, iş vergi toplamaya gelince o topraklar kıymetli birer ‘tarım arazisi’ sayılıyor; ancak sel vurup da çiftçi zararının karşılanmasını istediğinde birdenbire ‘Ama orası nehir yatağı, yapacak bir şey yok’ duvarı karşılarına dikilebiliyor. Çiftçinin arafta kalmış bu durumu, trajikomik bir bürokratik döngüden başka bir şey değil.

Yine Evrensel’de yayımlanan habere göre Havutlu Muhtarı Mustafa Kemal Tiniz’in çizdiği tabloya bakarsak, Adana çiftçisi adeta bir “afetler dizisinin” başrolünde. Geçen yıl kuraklık, kışın zirai don, şimdi sel… Doğa, adeta Adana üreticisiyle zorlu bir hayatta kalma testi yapıyor.

Hüseyin Mert Acar

Gazeteci, Tarım Yazarı, Dijital Pazarlama ve SEO uzmanı olarak dünyadan ve yerelden; tarımsal üretim ve ziraat uygulamaları hakkında gündeme dair içerikler üretiyorum.

Benzer İçerikler

Abone
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle